1 Mayıs yaklaşıyor. Yüzyıllardır emeği yok sayılan, görünmezleştirilen, değersizleştirilen, sömürülen biz kadınların da bayramı. Doğduğu günden itibaren emeğine sahip çıkmasının ayıp olduğu, susması, oturması ama aynı zamanda hep çok çalışması gerektiği öğretilen biz kadınların da bayramı.
Doğuyoruz. Daha çocukluğumuzda öğretilen evcilik oyunlarıyla ev içindeki emeği üstlenmeye itiliyoruz. Oyuncak ütüler, oyuncak mutfaklar… Bağımsız, kendi başımıza bir hayat kurabilmek için mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Bu hayatın, bu sistemin yükü altında ezilenleriz. Her üç kadından ancak birimiz istihdama katılabilse de aslında gece gündüz, tatili-molası olmadan, evin içinde-dışında, emeği görünmeden çalışanlarız. Bunun normalleşmesine itiraz ediyoruz.
Zorunlu eğitim 12 yıl olsa da TÜİK verilerine göre eğitime ortalama 8 yıl boyunca dahil olabiliyoruz. Bir kısmımız henüz çocukken evliliğe zorlanıyoruz; eğitim hakkından mahrum bırakılıyor, ev işlerini kim yapacak, çocuklara kim bakacak derken istihdamın dışında tutuluyoruz.
Yıllarca ev işinin, çocuk-yaşlı bakımının ardından boşanmak istediğimizde erkekler nafaka hakkımıza göz dikiyor. 7/24 ev işlerinde çalışmamışız, bu yüzden hayattan geri bırakılmamışız gibi “Kadın kendi ayakları üzerinde durmalı” diyorlar. Ev işi kaynaklı ağrılarımız meslek hastalığına dönerken eline hayatı boyunca toz bezi almamış erkekler “Tüm gün evde oturuyorsun, ne iş yapıyorsun ki” diyebiliyor. Mesaisi hiç bitmeyen, ücreti olmayan, sevgi adı altında sömürülen emeğimizle dünyayı döndürüyoruz. Bunun emekten sayılmamasına, sıradanlaştırılmasına itiraz ediyoruz.
Çalışmak istediğimizde “Yaşın geçti, deneyimsizsin” bahaneleriyle istihdamın dışına itiliyoruz. Deneyimimiz varsa bu sefer “Çok deneyimlisin” bahanesini duyuyor, ucuz işgücü peşindeki işverenlerce reddediliyoruz. Kimse bize sormuyor: hayallerinden neden vazgeçtin, okula neden gitmedin, hiç çalışmak istedin mi, iş bulabildin mi diye. Herkese bakarak geçen hayatımızın sonunda yaşlanınca bir de “topluma yük” olduğumuz söyleniyor, kârlı olmadığımız anda unutuluyoruz. Böyle indirgenmeye, böyle unutulmaya itiraz ediyoruz.
Üniversiteye gitme imkanı bulduğumuzda işgücüne katılım oranımız yüzde yetmişe yaklaşsa da, bir diploma sahibi olsak, bir ihtimal iş bulsak da çok şey değişmiyor. O işlere adeta muhtaç bırakılıyoruz.
Erkeklerden daha çok emek vererek bulabildiğimiz işlerde erkeklerden daha düşük ücretlerle, daha kötü koşullarda çalıştırılıyoruz. Minnet duymamız, hep daha çok çalışmamız isteniyor. Bazen kısa süreli, bazen evden, bazen sigortasız ya da güvencesiz çalıştırılıyoruz. Üstelik, ücretli çalışırken dahi duygusal ve fiziksel bakım yükü bizde. Erkeklerin bu sorumluluğu almamasına, bu yükün ayrılmaz bir parçamız olmasına itiraz ediyoruz.
En ufak bir hata yaptığımızda kovulmayı, terfi ettirilmemeyi, işyerinde tacize, mobbinge uğramayı olağan görmemiz bekleniyor. Kendimizi ispat etmek için erkeklerden kat be kat daha fazla çabalamamız gerekiyor. Çünkü öbür seçenek bu koşullarda işsiz kalıp aileye mahkum olmak.
Haklarımızı aramak için bir sendikada örgütlendiğimizde sözümüz, taleplerimiz, sesimiz erkeklerin “çok önemli” sorunları arasında yer bulamıyor.
Tüm bunlara karşı ses çıkarıyor, direniyoruz. Orada da hep çayları demleyip mutfağı toplamamız beklenmesine rağmen mücadelemizi sürdürüyor; birçok grevin, direnişin en önünde yer alıyoruz.
1 Mayıs’ta tüm işçilerin maruz kaldığı emek sömürüsüne karşı mücadelemizi güçlendirirken karşılıksız bakım emeği vermek zorunda kalan, yaşamı hep yeni baştan kurmak zorunda bırakılan, emeği görünmezleştirilen, değersizleştirilen tüm kadınlar olarak isyanımızı yükseltiyoruz. Cinsiyet ayrımcılığının son bulduğu, hakkımızı alabildiğimiz işyerleri ve adil bir toplumsal işbölümü talep ediyoruz.
Erkeklerden de devletten de sermayeden de alacaklıyız! Emeğimize, bedenimize, hayatımıza el koyan heteropatriyarkal kapitalist sisteme öfkeliyiz. Bize dayatılan ne varsa onu reddedecek, yıkacak olan feminist mücadelemiz; biliyoruz. Haklarımıza sahip çıkmak için, emeğimizi görünür kılmak için, feminist mücadelemizin geçmişinden güç almak için 1 Mayıs’ta Taksim’e yürüyoruz.
Aralık Feminist Kolektif




