Devletin görevi suçu önlemek mi yoksa suçun oluşmasına seyirci kalıp sonra müdahil olmak mı? Ve bu müdahale çarpık ve cezalandırmaya odaklı mı olmalı? Bir suça verilen ceza 3’ten 5’e çıktığında o suçun işlenmesine giden koşullar yok olur mu? Devletin suçun önlenmesine dair bütünlüklü politikalar oluşturma ve bunları uygulama sorumluluğu yok mu?
Feministler olarak olarak erkeklerin kadınlara uyguladığı şiddet başta olmak üzere, suçlar üzerine politika üretiyoruz. Özellikle kamuoyunda infial yaratan kadın cinayetlerinde sıklıkla dile getirilen cezalar artırılsın talebini popülist bulduğumuz gibi, sorunun kaynağını görmezden gelme stratejisi olduğunun her zaman farkındaydık. Bizler hiçbir zaman “cezalar artırılsın” demedik. Çünkü “intikamcı” bir ceza anlayışının değil, ceza adaletinin yanında durduk. Suçun toplumsallığının ve suçluyu cezalandırmak kadar suçu önlemenin devletin sorumluluğu olduğunu bilerek taleplerimizi oluşturduk. Suçun sadece bireysel bir edim olmadığını ve erkek şiddetini besleyen, eşitsiz güç ilişkilerini yaratan ve şiddeti uygulanabilir kılan patriyarkayı tanımladık ve mücadelemizi bu sisteme karşı yürüttük, yürütüyoruz. Uygulamada ise ceza artırımının cezasızlığı besleyeceğini, hem hakimlerin orantısız buldukları cezayı uygulamaktansa failleri cezasız bırakacağını hem de suça maruz kalanların şikayet etmekten geri duracağını biliyoruz.
Son günlerde ceza tartışması, suça sürüklenen çocuklar etrafında tekrar açıldı. Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti etrafında dönen “bunlar çocuk değil, yetişkin gibi cezalandırılsın, daha çok ceza verilsin“ tartışmaları, çocuk tanımını yeniden ele almaya kadar vardı. Tartışmalar sürerken, Adalet Bakanı’nın olası düzenlemeye ilişkin paylaşımlarında ve yandaş basına sızdırılan bilgilere göre 15–18 yaş grubu çocuklar için ceza indiriminin gözden geçirilmesi, cezalarının kapalı cezaevlerinde infaz edilmesi, ailenin yükümlülüklerinin ihlaline dönük maddeler var. Yani 2025’i Aile Yılı ilan eden iktidarın en büyük icraatlerinden biri, çocukların suç işlemesini önlemeyi gündemine almak yerine çocukları yetişkin olarak cezalandırmak olacak. “Aile yükümlülükleri” adı altında, “çocukları yetiştirmekten sorumlu” annelerin birincil olarak hedef alınacağını tahmin etmek güç değil.
Tüm bu tartışmanın içinde eksik kalmış önemli sorular var. Çocuklar neden suça sürükleniyor? Çocuklukların özgürce yaşayabildikleri bir düzen inşa etmeyi konuşmak yerine neden hayatı boyunca cezaevinde kalacağı bir sistem talep ediliyor? Çocukların cezaevlerinde ne yaşadıklarını, cezaevinden çıktıktan sonra topluma kazandırılmaları için nasıl çalışmalar yapılıyor ki bu yöntemi artık yetersiz buluyoruz? Çocukluğunu yetişkin gibi cezalandırılarak geçirmiş bir kişiden, hapishaneden çıktıktan sonra toplumun nasıl bir beklentisi olacak? Karşımızda bu sorulara yanıt vermekle ilgilenmek şöyle dursun, toplumun geleceğini ilgilendiren bu kadar temel bir konuda yasa değişikliği için konunun uzmanları yerine popülist taleplere kulak veren bir Adalet Bakanı var.
Asıl mesele çocukları ihmal, istismar, şiddet, ayrımcılık, yoksulluk ve eşitsizlikten korumak, onların suça karışmasını önlemektir. Çocukların içinde bulundukları toplumsal koşullarından kaynaklanan riskleri tespit etmekten aciz mi bu sistem ki bu ihtimali yok sayarak çocukların yaşam hakkına göz dikiyor? Evet, bir çocuğun bir başka çocuk tarafından öldürülmesine giden yolun engellenmesi gerek. Çocukların tamamen görünmez oldukları, ya yetişkinlerin uzantısı ya da işe geldiğinde “yetişkin” muamelesi gördüğü bu sistem, çocukların bir dizi ihmal ve hak ihlaline maruz kalmasına hem göz yumuyor hem de buna neden oluyor. Çocuklara karşı suç işlemek serbest. Çocuk istismarında “rıza” aranıyor, çocukların “yaşından büyük göstermesi” fail için cezasızlık nedeni sayılıyor, çocuklar yoksul bırakılarak eğitim hakları ellerinden alınıyor, okula boş beslenme çantasıyla aç gidiyor, devlet çocuk işçiliğini destekliyor. Bu suçların cezasız kalması yetmiyor, suç oldukları dahi görmezden gelinerek devlet eliyle uygulanır hale geliyor. Ne de olsa yoksul çocuklara karşı suç işlemek “normal”, sorun yoksul çocukların suç işlemesinde!
Devletin ikiyüzlülüğünün konu çocuklara geldiğinde çok örneği var: Bir çocuğu öldüren 16 yaşındaki çocuklar devlete göre çocuk değil, ama hormona erişim ihtiyacı olan bir trans 21 yaşına kadar hala çocuk. 16 yaşında dört yetişkin erkeğin cinsel istismarına maruz kalan kız çocuğu yetişkin algılanıp “rızası” aranabilir. Berkin Elvan 15 yaşında polis tarafından vurulurken, Yargıtay “çocuk olduğunun olay anında fark edilemeyeceğini” söylüyor ve polise çocuğa karşı nitelikli öldürmeden ceza verilmiyor. Yani çocuk kavramı iktidarın elinde bir oyuncak gibi kullanılabiliyor.
Çocukların en temel hakları sermayenin taleplerine göre şekillendiriliyor. Aile yılı ilan edilip, doğum oranları düşüyor hezeyanları ile ortalıkta dolananlar, kadınları ve çocukları patriyarkal kapitalizmin hizmetine sunuyor. İSİG Meclisi verilerine göre 2013–2024 yılları döneminde en az 742 çocuk işçi, 2025’in ilk altı ayında da en az 30 çocuk işçi hayatını iş cinayetlerinde kaybetti. Göçmen çocuklar için de şiddet ve yoksulluk daha katmanlı, işçileşme yaşı çok daha küçük, iş cinayetlerinde de genellikle işyeri tarafından “yüksekten düşme” denilerek geçiştiriliyor. Geçtiğimiz günlerde, 12 yaşında, sabahın 4’ünde çalıştırılırken şiddete maruz kalan ve ölen çocuk bizleri aynı düzeyde dehşete düşürmedi. Dehşete düşürmek şöyle dursun büyük sermaye gruplarının “fabrika sahasına lise açıyor “ haberleri müjde olarak sunuldu. Milli Eğitim Bakanı açıkça MESEM’lerin sermaye tarafından istendiğini söylüyor. Yetmiyor MÜSİAD Genel Başkanı açıklama yapıyor: “Gençlerimiz iş gücüne daha erken katılmalı. Eğitim zorunluluğu esnetilmeli… 21’nci yüzyılın ihtiyaçlarına bu şekilde cevap veremeyiz. Eğitim içeriği yeniden tasarlanmalı. 12 yıllık kesintisiz eğitim sistemi çok yanlış bir uygulama. Ülkeye herhangi bir faydası yok.” Hemen birkaç gün sonra eğitim sisteminde 4+4+2’ye geçiş konuşuluyor. TÜİK 2024 “istatistiklerle çocuk” verilerine göre, 15–17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı 2020’de yüzde 16,2 iken 2024’te yüzde 24,9’a yükseldi. MEB 2023–2024 verilerine göre bu yıllarda okul dışında kalan çocuk sayısı %38,4 arttı. Yıllar önce 4+4+4 ile özellikle kız çocuklarının eğitimi tamamlayamayacaklarını söyleyerek itiraz eden ve şimdi yoksullukla da çocukların eğitimden çekildiğini gören bizler, bu önerilen sistemle yine çocukların sermayeye ucuz/bedava işgücü olacağını, kız çocuklarının ev işlerine destek olsun denilerek hane içine çekileceğini ve “kız ortaokulları” ile yapılmak istenenin de aynı amaca hizmet edeceğini öngörmenin güç olmadığını biliyoruz.
Suça sürüklenmiş çocuklar için ceza artırımı tartışan kesimlerin, devlet ve sermaye tarafından öldürülen, sömürülen çocuklar için bir politika önerisi yok. Kürt illerinde devletin sürdürdüğü savaş politikasının sonucu olarak zırhlı araç çarpması, mayın, mühimmat ve ateşli silahlarla yüzlerce çocuk öldürüldü. Sokağa çıkan, afiş asan, örgütlenen, eylem yapan liseli çocuklar yıllardır ters kelepçeyle, polis işkencesiyle gözaltına alınıyor.
Suça sürüklenmenin toplumsal sebeplerini görmeden, çocukların ihtiyaçlarını göz önüne alan ve çocukluklarını yaşayabilecekleri bir ortamın mücadelesini vermeden, suça karıştıklarında ceza artırımının baskıcı politika ve düzeni beslemek dışında bir etkisi olmayacağını biliyoruz. Artan cezaların, caydırıcılık şöyle dursun, ya cezasızlığa dönüştüğünü ya muhaliflere sopa olarak kullanıldığını da biliyoruz.
Patriyarkaya, kapitalizme karşı mücadelemiz hepimiz için eşit ve özgür bir dünya için. Buraya giden yolun da daha fazla ceza ve baskıcı rejimlerle gerçekleşmeyeceği ortada. Herkesi çocuklara karşı toplumsal sorumluluğumuzu hatırlamaya, belli bir siyasi çıkarın, sınıfın, cinsiyetin, sermayenin değil, çocukların yararını gözeten bir sistem kurmak için mücadele etmeye çağırıyoruz.







