Evde görünmeyen, dışarıda değersizleştirilen ama dünyanın dönmesi için vazgeçilmez olan emeği veren biz kadınlarız. Feministler olarak emeğimize, bedenimize, haklarımıza ve hayatlarımıza sahip çıkmak için mesken tuttuğumuz sokaklara, meydanlara yine 1 Mayıs’ta da çıkıyoruz.
İsyanımız sermayenin, devletin, erkeklerin emeğimizi sömürmesine; düşük ücretlerle, esnek çalışmayla patronların bizi güvencesizleştirmesine; aile dediğimizi ayakta tutmaya yarayan çoğu işin üstümüze yıkılmasına! İsyanımız patriyarkal kapitalizme, yüzyıllardır olduğu gibi kadın emeğine yönelik saldırılarına, sömürü pratiklerine.
İktidar, 2025’i “Aile Yılı” ilan ederek bedenlerimize, emeğimize karşı saldırılarına bir isim verirken, kadınlar için esnek ve yarı zamanlı çalışmayı, ev kadınlarına emeklilik hakkını hediye gibi sunmaya çalışırken bizler, feminist mücadelemizle geçen yıllardan güç almaya, emek sömürüsüne karşı evlerde, iş yerlerinde, fabrikalarda, sokakta direnmeye devam ettik.
İşsizliğin, yoksulluğun, güvencesizliğin artarak devam ettiği bu yılda, istihdama katılımımız ancak erkeklerin yarısı kadardı. İstihdamda yer alabilenlerimizin %32’si kayıt dışı çalıştırıldı, %20’si yarı zamanlı iş bulabildi. Çünkü kadınların emeği hâlâ bir erkek işçininki kadar
değerli görülmüyor. Çünkü hâlâ kadınların esas sorumluluğunun, haneyi ertesi güne hazırlayacak tüm yükü üstlenmesi olduğuna inanılıyor. Bu cinsiyetçi iş bölümü, güvenceli iş alanlarından bizleri dışlarken önümüze güvencesizliği, düşük ücretleri çıkarıyor. Ev işleri ve ailevi nedenlerden dolayı istihdamda yer alamayanlarımızın sayısı ise istihdama katılabilenlerimiz kadar, çünkü ev işi demek ‘kadın işi’ demek.
Emek sömürüsü, ayrımcılık, şiddet biçimleri; hangi yaşta, hangi eğitim düzeyinde, evli, çocuklu olup olmamamıza göre farklı şekiller alsa da kadınlar olarak sömürülmeye devam ediyoruz. Fabrikalarda ayrımcılığa, emek sömürüsüne, cinsel tacize karşı direnen kadın işçilerin deneyimlerinden de gördüğümüz gibi çocuklu isek bu işlere muhtaç görülebiliyoruz, sömürü ve baskıya daha kolay hedef olduğumuz oluyor. Doğum sonrasında, tecrübemize rağmen daha düşük ücretlerle işe başlatılabiliyoruz. Kadın olduğumuz için cinsel tacize maruz
bırakılıp buna ses çıkarmamamız bekleniyor. Tüm bu eşitsizlik ve adaletsizliklere karşı örgütlenme hakkımıza ulaşmakta da zorluk yaşıyoruz –her 10 kadın işçinin yalnızca 1’i sendikalı.
Patriyarkal kapitalizm kendini yalnızca evlerde, iş yerlerinde kurmuyor; sendikalar, meslek odaları gibi mücadele alanlarında da dimdik önümüzde duruyor. Ancak erkeklerin, devletin, iktidarların tahakkümüne karşı kadınlar olarak mücadelemiz baki. “Bu düzen değişecekse bizim sayemizde değişecek” diyen kadın işçilerin direnişleri; kadın cinayetlerine, cinsel
tacize, tecavüze ve emek sömürüsüne karşı sokaklardan vazgeçmeyen biz feministlerin mücadelesi de öfkemiz de isyanımız da baki. Tüm işçilerin maruz kaldığı emek sömürüsünün yanında emeğimizin, bedenimizin sömürü mekânı olan evlere, ailelere hapsolmayı reddettiğimiz; mobbinge, cinsel tacize, cinsiyetçiliğe, güvencesizliğe karşı hak arayışımızdan geri durmadığımız, hayatlarımıza sahip çıkmak için mücadelemizden güç aldığımız bu yılda da patriyarkal kapitalizme isyanımızı haykırmak için 1 Mayıs’ta alanlardayız.
