Aralık Feminist Kolektif
Sitede Ara
  • Merhaba
  • Açıklamalar
  • Sokakta
  • Açık Etkinlikler
  • Podcastler
  • Yayınlar
Aralık Feminist KolektifAralık Feminist Kolektif
Font ResizerAa
  • Merhaba
  • Açıklamalar
  • Sokakta
  • Açık Etkinlikler
  • Podcastler
  • Yayınlar
Ara
  • Merhaba
  • Açıklamalar
  • Sokakta
  • Açık Etkinlikler
  • Podcastler
  • Yayınlar
Follow US
Açıklamalar

Failleri tanıyoruz, hep tanıyorduk.

Son günlerde paylaşılan cinsel taciz ve cinsel saldırı beyanları, kültür, sanat ve eğitim alanlarında erkek şiddetinin nasıl normalleştirildiğini ve sistematikleştirildiğini bir kez daha gösterdi. Bu sistematik şiddetin devam edebilmesini sağlayan ise erkeklerin bulundukları alanlarda kendilerine sunulan koruma zırhı: İster isimleri parlıyor olsun, ister kendilerine minik bir köşe kapmış olsunlar bizzat yapımcıları, menajerleri, çevreleri ve arkadaşları tarafından korunuyorlar. Kadınlar bu üretim alanlarında, erkeklerin hükmettiği diğer tüm alanlarda olduğu gibi, erkek egemenliğinin çeşitli biçimlerine maruz kalıyor. Örneğin erkek bakışını ve dayattığı davranış kalıplarını reddeden kadınlar ahlakçılıkla suçlanıyor. Failler uyguladıkları şiddeti bulanıklaştırmak için “neyin taciz olduğunu bilmediğini” iddia ederek kendini aklamaya kalkıyor ya da konumlarından güç alarak şiddet uyguladığı kadını itibarsızlaştırıyor, çeperlere itiyor, üretim alanlarından dışlıyor. Cinsiyetçi yargıya güvenerek kadınlar hakkında iftiradan suç duyurusunda bulunuyor, tazminat davaları açarak “hukuki süreci başlattım” diyor. Kadınlar, etrafta böyle adamlarla yaşamak, bu adamlar kollanırken çeşitli alanlarda var olmak, hayatına ve mesleğine bu adamlara rağmen devam etmek için mücadele veriyor. 

Bu erkekler kapladıkları yer, buldukları karşılık, statüleri veya itibarları ne olursa olsun, salt erkek oldukları, salt yapabildikleri için, erkek dayanışmasından aldıkları güçle kadınlar üzerinde hak iddia ederek gerek bedensel, gerek psikolojik şiddet ve tacizi kendilerine hak görüyor. Ve işledikleri suçu görünmezleştiren koca bir sistem, kadın düşmanlığını normalleştirmiş toplum, sarsılmaz dost meclisleri, erkeğin gözünden bakan yargı ve devlet, kadınları susturmaya çalışan, iktidar ilişkileriyle donanmış iş dünyaları sayesinde failler ifşa edildikten sonra da, ne sosyal izolasyon yaşıyor ne de suçlarının sorumluluğunu üstleniyor; aksine kolayca unutulma hakkından yararlanarak hayatını sürdürüyor.  

Peki biz kadınlar, yaşadıklarımızı anlattığımızda işletilmeyen mekanizmalarla, bize kulak asmayan kurumlarla, erkek meclisleriyle, failleri savunanlarla karşılaştığımızda neler yaşıyoruz? İfşaya giden yol kolay bir yol değil; ifşa çoğu zaman acil durumda kırılan cam oluyor. Hem bir erkeği ifşa etmemize kadar giden süreçte hem de ifşa sonrasında fatura yine bize kesiliyor. Kolluk ifadelerinden davalara, teşhir pratiklerinden erkeklerin dost sohbetlerine kadar kadınlar faillerin suçlarının sonuçları yüzünden yine hedef tahtasına oturtuluyor; eylemleri, yaşamları, varlıkları sorguya açılıyor. Şiddetin ve tacizin failleri kariyerlerini sürdürürken, sektörden uzaklaşan ya da uzaklaştırılan kadınlar oluyor. Çünkü patriyarka, bir sistem olarak failin tarafında durmaya devam ediyor.

Bu yüzden, son ifşaların yalnızca eninde sonunda durulacak bir “dalga” olarak kalmaması, gerçek bir dönüşüme evrilmesi için şu soruları sormanın kritik olduğunu savunuyoruz: Tek tek yükselen bu hikayeler, birbirine eklenen ve aslında birbirinden farklı olmayan bu adamların işlediği suçların temize çekilmemesini nasıl sağlayabilir? Yıllardır kimi ortamlarda süregiden davranış biçimlerinin değiştirilmesine nasıl vesile olur? Faillerin suçlarını normalleştiren herkesin sorumluluk üstlenmesini nasıl mümkün kılar? Ortamları dönüştürmemize nasıl imkan tanır; erkeklerin unutulma hakkını bahane ederek geçmişlerini temize çekmesini  nasıl önler?

Duyduğumuz bu hikâyelerin kişisel hikâyelerin ötesine geçerek kadınları güçlendirecek kolektif politik bir zemin, bir örgütlenme zemini yaratabilmesinin elzem olduğuna inanıyoruz. Yıllardır feminist dayanışmamızla, patriyarkanın baskısını kırmak için hem hukuku hem yargıyı sorumluluğa davet ediyor; içinde bulunduğumuz alanlar ve kurumlardan da bu sorumluluğu almalarını talep ediyoruz.

Bu mücadeleyi kol kola vererek tüm köşeleri kapan, iktidar ilişkileri içinde rıza inşa eden adamlara, erkeğin failliğini sürekli somut delillere dayandırmaya ve zaman aşımına uğratmaya bakan sisteme karşı da veriyoruz. Erkek şiddetinin bir spesifik gruba ya da belli tür bir erkek profiline ait olmadığını, erkekliğin kadınların bedeninin, emeğinin ve kimliğinin sömürüsüyle pekiştirildiğini biliyoruz. 

Bugün sanat sektöründe yaşanan, her gün her yerde yaşanmakta olandır. Ailelerden dayanışma kurup örgütlendiğimiz çevrelere, sanatsal üretimlerimizden evlere, kampüslere, adliyelere, meclise, erkekler her yerde şiddet uyguluyor ve bu şiddeti normal görüyor. Fakat kadınların birikimiyle ve feminist dayanışmamızla her gün şiddetin bir norm olmaktan, kadınların yapabileceklerinin sınırlarını belirlemekten çıkması için mücadele ediyoruz. Failleri tanıyoruz, hep tanıyorduk. Gisele Pelicot’un da dediği gibi utanç yer değiştirsin diye hikayelerimizi anlatmaya, birbirimizin elini tutmaya devam edeceğiz. Böylece bu sistematik saldırıya, bu normalleşen patriyarka pratiklerine karşı sözümüzü çoğaltacağız. Bizi sindirmeye, yıldırmaya çalışan bu erkek dayanışmasını ancak mücadele ettikçe gerileteceğimizi biliyoruz. Örgütlüyken güçlüyüz. Yaşasın feminist dayanışmamız.

İlgili

aralikfeministk1_

Ertelenen Kadın Emeği Konferansı 12-13 Aralık’ta! Ertelenen Kadın Emeği Konferansı 12-13 Aralık’ta!

Ekim ayında sel sebebiyle ertelemiş olduğumuz Kadın Emeği Konferansı’mızı 12-13 Aralık’ta İstanbul Eyüpsultan Kültür  Sanat Merkezi’nde gerçekleştiriyoruz. Kadın emeğine ilişkin tartışmaları feminist hareketin/kadın hareketinin geniş bileşenleriyle birlikte derinleştirmek, birbirimizden öğrenmek, hem feminist politikanın mevcut durumu hem de geleceğe ilişkin feminist bir emek politikasının nasıl olabileceği üzerine hep birlikte kafa yormak için Kadın Emeği Konferansı’nda buluşuyoruz. 

Konum: Eyüpsultan Kültür Sanat Merkezi Tiyatro Salonu 
Ulaşım: M2 Haliç metro hattından ve Eminönü otobüslerinden T5 Eminönü Alibeyköy tramvayına aktarma yapılabilir. İlaveten Mahmutbey metrosu M7 hattından Alibeyköy’deki tramvaya aktarma yapılabilir.
Kamuoyuna yansıyan haberlere göre yoksulluk nafaka Kamuoyuna yansıyan haberlere göre yoksulluk nafakasına ilişkin yapılacak düzenleme 13. Yargı Paketi’nden çıkarıldı.
 
Erkek şiddetinin ve kadınların boşanma sonrasında neden yoksulluğa düşen taraf olduğunun üstünü örterek yoksulluk nafakasının hedef alınmasını, haklarımızın pazarlık konusu yapılmasını kabul etmiyoruz.

Yoksulluk nafakasındaki “süresiz” ibaresinin AYM tarafından iptal edilmesi, mücadeleyle kazandığımız haklarımıza yargı paketleri aracılığıyla saldırılması karşısında mücadeleye ve sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz. 

Ne eşit, özgür, bağımsız hayatlarımızdan ne de nafaka hakkımızdan vazgeçiyoruz!
“Kadınlar Yan Yana, Geleceği Konuşuyor” konferansı “Kadınlar Yan Yana, Geleceği Konuşuyor” konferansındayız!

31 Ekim–1 Kasım tarihlerinde Ankara’da bir araya gelen kadınlarla özgürlükleri, demokrasiyi, adaleti ve eşit yurttaşlığı konuşuyoruz. Kadınların deneyimlerinden ve mücadelelerinden yola çıkarak ortak geleceğimizi hep birlikte tartışıyoruz.
30 Ekim Cuma günü saat 11.00’de Haydarpaşa Limanı’ 30 Ekim Cuma günü saat 11.00’de Haydarpaşa Limanı’nda Filistin’in yanında olmak için buluşuyoruz. Bugün Filistin’in yanında olmak limanları soykırıma kapatmak, İsrail’e tam ambargo uygulatmak demektir.

Soykırıma liman yok! Yaşasın liman işçilerinin enternasyonel dayanışması, yaşasın küresel intifada!

#SoykırımaLimanYok
Tutuklu arkadaşlarımız, bahsi geçen “suçlardan” ce Tutuklu arkadaşlarımız, bahsi geçen “suçlardan” ceza dahi alsalar yatarı olmayacakken haksız yere 45 gündür tutuluyorlar. Soruyoruz: İddiannameler nerede? 

Tutukluluk bir tedbir olmaktan çıkarılıp cezalandırma yöntemine dönüştürülüyor. Taleplerimiz çok net. LGBTİ+ karşıtı politikalara karşı, tutsak arkadaşlarımız için özgürlük istiyoruz! 

Herkesi 45 gündür tutsak olan LGBTİ+’lar için iddiannamelerin nerede olduğunu, neden hâlâ hazırlanmadığını sormaya çağırıyoruz.
Basın örgütlerinin çağrısıyla “Sansüre hayır, habe Basın örgütlerinin çağrısıyla “Sansüre hayır, habere özgürlük” diyerek Kadıköy Boğa’dan İskele Meydanı’na yürüyoruz. 

 Sansürlenen, baskılanan, gözaltına alınarak susturulmaya çalışılan basın emekçilerinin yanındayız! Basın özgürlüğünün engellenmesi halkın haber hakkını gasp etmektir!

Basın özgürdür, engellenemez!
#gazeteciliksuçdeğildir
Instagram'da Takip Et
Aralık Feminist Kolektif

Örgütlenirken, son yıllarda büyüyen, büyüdükçe çeşitlenen ve çoğullaşan feminist mücadelenin ancak ufak bir parçası olabileceğimizin bilinciyle, birliktelikleri çoğaltmak ve yan yana durmak umuduyla başlıyoruz.

  • Merhaba
  • Açıklamalar
  • Sokakta
  • Açık Etkinlikler
  • Podcastler
  • Yayınlar

Sosyal Medya Hesapları

Yorumlar Yükleniyor...