Son günlerde sosyal medyada paylaşılan bir ifşa, video, ifşa edilen kişinin intiharı ve devamında gelen örgüt açıklamalarına tanıklık ettik. Elbette ölüm ciddi bir mesele, yüzleşmeyi, üzerine düşünmeyi gerektirir. Bunu tacizin hesabını sormaya çalışan kadınların üzerine yüklemek, sanki ölümle cezalandırmayı seçmişler gibi tartışmak ise hızla zeminin kaymasına sebep oluyor. Feminist hareket, bu topraklarda onlarca yıllık mücadelede, yöntemler üzerine ya da örneğin cezanın adaletle ilişkisi üzerine defalarca düşünmekten, tartışmaktan, dönüşmekten hiçbir zaman kaçınmadı. Tartışmaya da devam eder. Ama bu tartışmanın nasıl ve kimlerle yapıldığı, kimi suçlamanın ve yıpratmanın aracı haline geldiği bizim için önemli. Yaşanan olayı fırsat bilerek köpürtülen kadın düşmanlığı, antifeminizm propagandası, kadınların mücadeleyle kazandığı yöntemlerin tahrif edilmeye çalışılması üzerine söz kurma ihtiyacı hissediyoruz.
Feminizm hiç bitmeyen bir mücadele. Haklarımıza, kazanımlarımıza saldırıların, sadece iktidarlar tarafından değil en yakınlarımızdan, babadan, kocadan, erkek kardeşten, sevgiliden, içinde mücadele yürüttüğümüz örgütlerdeki erkeklerden geldiğini biliyoruz. Kadına yönelik fiziksel, psikolojik, sosyal, ekonomik, dijital, cinsel şiddet, taciz, tecavüz; faili hep erkek.
Erkek şiddetinin adını koymaya, bu şiddetin egemenlik ve tahakküm ilişkisi içinde ortaya çıktığını ve patriyarkanın kurucu ögesi olduğunu, kadına yönelik erkek şiddetinin erkeğin erkeğe, kadının erkeğe uyguladığı şiddetten ayrı değerlendirilmesi gerektiğini, hiç durmadan yeniden anlatmaya devam edeceğiz. Erkeklerin patriyarkadan, hem hukuksal hem toplumsal düzeyde cezasızlıktan aldıkları güçle, kadınlara şiddet uygulamayı, kadınların emeklerini, bedenlerini sömürmeyi kendilerine hak gördüklerini biliyoruz. Söz konusu kendi politik, örgütlü alanlarımız dışındaki erkekler olunca buna hep birlikte karşı çıkabiliyoruz, hatta kimi erkeklerin sesi bizlerden fazla çıkıyor ama kendi yapılarımızın içinde olunca mesele bambaşka. Bugün, erkeklerin ayrıcalıklarını kaybetmeye karşı tüm direncine rağmen toplumsal muhalefette, sosyalist örgütlerde, sendikalarda ‘’Soruşturma başlattık, disipline sevk edildi, süreç işletiyoruz’’ diye anlatılan yaptırım mekanizmalarını konuşuyorsak, kurumlar artık şiddete uğrayan kadınlarla görüşmek için kadınların görevlendirildiğini, disiplin kurullarında kadınların yer aldığını, ilk andan itibaren sürecin hızlı işletildiğini söylüyorsa bu feminist mücadelenin, kadın mücadelesinin ısrarı sayesindedir.
Biz bir gerçeği çok iyi biliyoruz: Bir eşitsizliğe, haksızlığa karşı mücadele etmek, devrimci olmak, solcu olmak, muhalif olmak doğalında diğer tüm eşitsizliklerden, güç ilişkilerinden, tahakküm biçimlerinden arınmak anlamına gelmiyor. Hatta bazen mücadele alanlarımız bir tür ırkçılığın, kadın düşmanlığının, transfobinin, işçi düşmanlığının kendini örgütlediği zemin olabiliyor. Bunu son zamanlarda çokça gördük. Sadece feminizmin değil, farklı hareketlerin kazanımlarının ne kadar hızlı düşmanlaştırılabildiğini yaşadık. Buna karşı sorumluluk almayı görev biliyoruz. 19 Mart’tan sonra başlayan, sokaklarda birçok insanın politikleştiği bu süreçte, feministler bu alanları dönüştürmek için çabaladı, çabalıyor. Bu dönüşüm için ön koşullardan birinin sermayeden, devletten, erkeklerden bağımsız bir kadın mücadelesi, feminist dayanışmanın varlığı ve gücü olduğunu on yıllardır görüyor ve deneyimliyoruz.
Kazanımlarımıza yönelik saldırılara karşı durmak mücadelemizin bir parçası
Feminist mücadelenin en temel ilkelerinden biri ‘Kadının beyanı esastır, erkek aksini ispatlamakla yükümlüdür’ ilkesi. Kadın ile erkek arasında egemenlik, ezme-ezilme ilişkisi tanımlayan feministler, bu güç eşitsizliğine karşı ezilenin sözünden, beyanından yana olmaya çağırıyor. Çünkü kadınlar, erkeklerin kendilerine şiddet uyguladığını, taciz, tecavüz ettiğini dile getirdiklerinde, failin başına geleceklere kıyasla, kendileri açısından oluşabilecek riskleri, katmanlanacak eşitsizliği veya şiddeti öngörebiliyor. Erkek şiddetini dile getiren kadının beyanının soruşturma için yeterli görülmesi demek, bu ezme-ezilme ilişkisini tanımak anlamına geliyor. Çoğunlukla özel alanlarda erkek şiddetine maruz kalan kadınların kanıtları olmayacağı gibi, erkeklerin de kanıt bırakmayacak şekilde şiddet uyguladığını, taciz ettiğini hem deneyimlerimizden hem takip ettiğimiz davalarda gördüklerimizden biliyoruz. Bu davalarda çokça maruz kaldığımız cezasızlık; sol, sosyalist, devrimci yapıların disiplin süreçlerinde de çeşitli biçimlerde tekrarlanabiliyor. Şiddete, tacize uğrayan genç kadınlar politikadan uzaklaştırılabilirken bu yapılar içindeki erkeklerin dostluklarına, konfor alanlarına, sosyal sermayelerine, örgütsel pozisyonlarına pek halel gelmediğini, bunun da onları dönüştürmek yerine uyguladıkları şiddeti meşrulaştırdığını görebiliyoruz. Örneğin yakın tarihte yüzü aşkın kadının ve lubunyanın “disiplin sürecini hatalı işlettiniz” dediği için yalnızlaştırıldığı, ifşa edilen erkeğin işlediği politik suçtan değil alakasız bir konudan ihraç edildiği, feminist mücadelenin kurumsal metinlerle hedef gösterildiği bir sürece tanık olduk. Zannedildiği gibi ifşa edilen erkeklerin her zaman hayatları başlarına yıkılmıyor. Hatta çoğunlukla başlarına hiçbir şey gelmiyor. İfşa eden kadınlara karşı tazminat davaları açıyor ve iftiradan suç duyurusunda bulunuyorlar. Kadınlar maruz kaldıkları suça ilişkin şikâyette bulunduklarında hızla takipsizlik kararları verilirken erkeklerin şikayetlerinde kadınlar aleyhine davalar açılabiliyor ve yıllarca yargılanıyorlar.
İfşa aslında tam da bu sistematik adaletsizliğin, daha doğrusu erkek adaletin kadınlar açısından yarattığı çıkışsızlığın bir ifadesi. “Hiç değilse başka kadınlar ne yaşadığımı bilsin, en azından başka kadınlara bir daha yapamasın” diye başvurulan, pek çok erkeğin belki taciz etmeden iki kere düşünmesini sağlayan bir yöntem. Feminist hareket içinde ne zaman nasıl kullanılacağına dair türlü tartışmalar her zaman var, ama bugün sosyal medyada bu yöntemin toptan karalanmasının bir nedeni belki tam da yarattığı bu çekince. Biz yaşamın da, mücadelenin de bu mecralardan ibaret olmadığını iyi biliyoruz. Mücadele alanlarında feminist kadınlarla, sosyalist kadınlarla, kadın hareketinin ortak zeminlerinde erkek şiddetine ve devlet şiddetine, bunun her zemindeki yansımalarına karşı birlikte mücadele vermeye devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki kadınlar birlikte güçlü.
Mücadele bizim için her alanda sürüyor, sürecek. Feminizm hayatlarımızı değiştiriyor, mücadelemiz bize yaşam alanları açıyor. Erkek şiddetine karşı, kazanımlarımıza, haklarımıza yönelik saldırılara karşı durmak mücadelemizin ayrılmaz parçaları. Türkiye’de on yıllardır yürüttüğümüz feminist mücadelemizin ilkelerini savunmaktan hiçbir zaman geri durmadık, bugün de durmayacağız.






